I. Ulusal Baraj Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi, 28-30 Mayıs 2007 Ankara


28-30 Mayıs 2007 tarihleri arasındaki uluslararası katılımlı olarak gerçekleştirilen sempozyuma Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. M. Hilmi Güler, DSİ Genel Müdür Vekili Haydar Koçaker, Baraj Güvenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Tosun, Su Vakfı Başkanı Prof. Dr. Zekai Şen, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Macit Yaman, üniversitelerden akademisyenler, yerli ve yabancı davetli konuşmacılar ve çok sayıda bildiri sahiplerinin iştirakiyle yapıldı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. M. Hilmi GÜLER: “Türkiye, baraj teknolojisinde ileri ülkeler arasında yer almaktadır”

Sempozyum açılış törenine iştirak eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Hilmi Güler, küresel ısınmanın etkisiyle artan su ihtiyacının barajların önemini daha da artırdığını vurguladığı konuşmasında, “Bu bakımdan baraj emniyeti, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan bir tanesi. Aslında bunda geç bile kaldık, birincisini yaptığımız bu sempozyumun bu gecikmeyi telafi edeceğini umuyorum. Bu bakımdan sempozyuma geniş katılımlı çok anlamlı buluyorum” sözleri ile başladı.
Ülkemizin su gelirlerinin aşağı yukarı 500 milyar m3 olduğunu ifade eden Enerji Bakanı Güler, bunun 112 milyar m3 tekabül eden kısmını kullandığımız belirterek: “Demek ki bir kere bu su bütçemizi iyi yönetmemiz gerekiyor” dedi. Türkiye’nin aslında su zengini bir ülke olmadığını ayrıca suyun çok büyük bir önem arz ettiği bir coğrafyada yer aldığını dile getiren Güler, “Hem komşularımız hem biz suya büyük ihtiyaç duymaktayız, bu bakımdan suyu çok ciddi biçimde yönetmemiz lazım. Bunun içinde başta enerji ve tarım olmak üzere su kullanımının çevreyle ilişkisini çok iyi oturtmamız lazım” diye konuştu.
Baraj emniyeti denildiği zaman barajlarla ilgili analizler ve statik sistemlerin değerlendirilmesi gibi konuların akıllara geldiğini ifade eden Bakan Güler, barajların uzun vadede verimli kullanılmasının da emniyet tarifi içine alınması gerektiğini kaydederek “Benim de doktora konum hasbelkader malzeme kırılması üzerineydi. Bu bakımdan bizim çalışmalarda bilhassa statik stabilite analiziyle birlikte deformasyon analizlerini çok iyi biçimde incelememiz lazım. İkinci olarak bir taşkın anında nelerin yapılabileceğinin de düşünülmesinde ayrıca yarar var. Çünkü barajlar da tek başına yapılmıyor, silsileler halinde yapıldıklarından biri diğerinin müşterisi durumunda.  Bir baraj suyu kullanıyor, öbür baraja aktarıyor, öbür baraj kullanıyor başka bir baraja aktarıyor böylece 6-7 barajı sistem içinde tutmak mümkün ülkemizde. Bu bakımdan yukarıdan verilen suyun en alttaki barajda yapacağı etkileri ve çevreyle ilişkilerini de düşünmemiz gerekiyor. Bununla ilgili biz bakanlık olarak ilginç bir çalışma yaptık bunu da burada ilk defa sizinle paylaşmak istiyorum. Bor Araştırma Enstitüsü’nün yaptığı borlu çimentonun barajlarda kullanılma imkanı üzerine bir çalışma. Bunu başardık ve ürettiğimiz özel çimentoyla daha dayanıklı barajlar yapma imkanımız olacak. Bunu rakamlarla ifade edecek olursak borlu çimentoyla elde ettiğimiz mukavemet 60 megapascal’ı (MPa) geçmekte normal çimentoda bu 30 ila 40 MPa  arasında kalmakta. Bu çimentonun ikinci önemli özelliği hidratasyon ısısı açısından sağladığı avantaj. Bu konuda da bizim yaptığımız çalışmalarda hidratasyon ısısı 30 cal/gram’a (normalde 80-120 cal/gram) kadar düşmekte, bu çalışmayla biz önemli bir avantaj sağlamış bulunuyoruz” dedi.

  Temeli yenilenebilir enerji yasasına dayanan Su Kullanım Hakkı Yönetmeliği ile 973 proje geliştirildiğini ve bu projelerin 955 adedine özel sektör tarafından başvurulduğunu ifade eden Güler,
“Böylece 2023’e gelmeden 2013 yılında 6 Atatürk Barajı’nı ülkemize kazandırmış olacağız. Bu yatırımların oluşturduğu yatırım da yaklaşık 20 milyar dolardır” şeklinde konuştu.
Bakanlık olarak yoğun tempoyla çalıştıklarını ifade eden Hilmi Güler “Bildiğiniz gibi ülkemizde çok meşhur bir laf var. ‘Su akar, Türk bakar’ diye. Biz yaptığımız hizmetlerle bu sözü tarihe gömdük. Artık su akıyor ama biz bakmıyoruz. Bu istikamette yatırımları

devam ettireceğiz, ayrıca rüzgardan da yararlanacağız. İkili anlaşmaları devreye aldık bu arada. İkili anlaşmalar çerçevesinde daha önce hareketsiz olan 15 barajı kanunu da değiştirerek devreye aldık. Kalan 15 projemiz daha devreye girdiğinde, 4.000 MW’lık bir enerji kaynağı ülkemize kazandırılmış olacak” dedi.
Türkiye’de hiç baraj çökmesi olayının yaşanmamasının ülkemizin baraj teknolojisinde ileri ülkeler arasında yer aldığının işareti olduğunu vurgulayan Enerji Bakanı Güler, “Bu, mühendislerimizin, teknisyenlerimizin, müteahhitlerimizin, işçilerimizin ve hepsinden önce bu kişileri yetiştiren hocalarımızın büyük başarısıdır” sözleri ile sürdürdüğü konuşmasını, sempozyumun ülkemize hayırlı olması temennisini dile getirerek tamamladı.

DSİ Genel Müdürü Haydar KOÇAKER:“Ülkemizde bütün barajların emniyeti DSİ tarafından ciddi şekilde takip edilmektedir”
Sempozyumun ana konusunun baraj güvenliği olduğunu ancak bu konuya geçmeden önce Türkiye’nin su potansiyeli ve ülkemizin baraj yapımından sorumlu kuruluşu DSİ hakkında bilgi vermenin yararlı olacağını düşündüğünü ifade eden DSİ Genel Müdürü Haydar Koçaker, “Ülkemizin su kaynaklarının geliştirilmesi gayesiyle 1954 yılında kurulan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı bir tüzel kişiliği olan bir kuruluştur. Faaliyetlerine 6200 Sayılı Teşkilat Kanunu, 167 Sayılı Yer altı Suları Hakkında Kanun ile 1053 Sayılı İçme Suyu Hakkındaki Kanun’dan güç alarak devam edan DSİ, tarım, enerji, hizmetler, içme ve kullanma suyu, çevre ve taşkın kontrolü hizmetlerini yürütmektedir. DSİ kısaca suyun yönetilmesinden
sorumludur” diye konuştu.
“Dünyanın yarı kurak bir bölgesinde bulunan Türkiye’de yağış, zaman ve bölgelere göre farklılık göstermektedir. İç Anaadolu’da 250 mm iken Doğu Karadeniz’de 2500 mm’ye çıkmaktadır. Yıllık ortalama 501 milyar metreküp yağış alan ülkemizin toplam 112 milyar metreküp su potansiyeli bulunmaktadır. Türkiye 25 adet hidrolik havzaya ayrılmış olup, ortalama yıllık akışları 186 milyar metreküptür” sözleri ile Türkiye’nin su kaynakları açısından durumunu özetleyen Koçaker, Ocak 2007 tarihi itibariyle yaklaşık 66 milyar metreküp olan depolama kapasitesinin 2013 yılında %100 oranında kullanımı yani yıllık 98 milyar metreküplük yerüstü su kaynakları potansiyelimizin tamamının depolanabilmesi için çalışmaların bütün hızıyla devam ettiğini kaydetti.
Türkiye’de Aralık 2006 tarihi itibariyle işletme halinde bulunan 591 adet barajın 579’unun DSİ tarafından inşa edilmiş olduğu bilgisini veren Haydar Koçaker, 174 göletin yapımının sürdüğünü ve Su Kullanım Hakkı Yönetmeliği çerçevesinde özel sektör tarafından müracaat edilen proje sayısının da 955’e ulaştığını söyledi.
Barajların toplumların kalkınması ve refah düzeyinin yükseltilmesindeki önemli rollerinin altını çizen DSİ Genel Müdürü Koçaker, dünya genelinde büyük baraj sayısının 45 bin adet olarak tahmin edildiğini ve bu sayı göz önüne alındığında barak emniyeti maksatlı tedbirlerin artırılmasının gereğinin rahatlıkla anlaşılabileceğini kaydetti.
“Baraj emniyeti genel olarak barajları oluşturan yapıların ekonomik ömürleri boyunca fonksiyonlarını sorunsuz olarak sürdürebilmesi için gereken faaliyetler bütününü ifade etmektedir. Bu bağlamda heyelan, sedimentasyon gibi menbanın baraj emniyetine olumsuz yansımaları olabilecek etkenlerin baraj emniyeti çerçevesinde dikkate alınması gerekmektedir. Barajın yıkılması durumunda mansapta meydan getirebileceği can ve mal kayıplarını minimum düzeye indirebilmek için gerekli acil müdahale çalışmalarını içermesi sebebiyle de büyük barajlarda planlama, tasarım, inşaat, işletme ve bakım onarımı kapsayan bütün aşamalarda emniyet takibinin yapılması hayati önem arz etmektedir. Belirtilen hususlara yeterli önem verilmediği taktirde baraj yıkılmaları meydana gelebilmekte ve büyük kayıplar yaşanabilmektedir. 20. yüzyılda dünyada yaklaşık 200 baraj yıkılması meydana gelmiş ve 8 binden fazla kişi yaşamını yitirmiştir” şeklinde konuşan Haydar Koçaker, ülkemizde ise DSİ’nin hassas ve bilinçli çalışmaları neticesinde bugüne kadar herhangi bir baraj yıkılması olayı olmadığını memnuniyetle ifade etti.

Baraj emniyeti tedbirlerinin ciddi şekilde takip edildiği ülkemizde bu kapsamda jeodezik ve jeodezik olmayan olmak üzere 2 temel türde ölçüm yapılığını belirten Koçaker, örnek olarak Atatürk Barajı’nda 800’den fazla noktadan ölçüm yapıldığını ifade etti ve “1990
yılından beri 6 aylık periyotlarda jeodezik deformasyon ölçümleri yapılmaktadır. Ayrıca baraj kreti üzerinde belirlenen noktalardan her ay nivelman ölçümleri yapılmaktadır. Alınan ölçüm sonuçları bilgisayar ortamına aktarılmakta, baraj emniyeti çerçevesinde değerlendirilmektedir. Kasım 2006 tarihinden itibaren İTÜ ve DSİ tarafından yürütülmekte olan jeodezik deformasyon ölçümlerinde GPS uydu teknolojisi kullanılmaktadır. Jeodezik olmayan ölçümler kapsamında ise hidrolojik, hidro-meteorolojik, sismik ölçümler yapılmaktadır” sözleri ile yapılan çalışmalar üzerine bilgi verdi.
Kamu ve özel sektör tarafından inşa edilen ve işletilen tesislerin emniyetine yönelik yasal düzenlemelerin yapılması ve DSİ’nin koordinasyonunda hayata geçirilmesinin önemine değinen DSİ Genel Müdürü Koçaker, “Bu maksatla Baraj Emniyeti Rehber ve Yönetmeliği’nin hazırlanması ve yayınlanması ile ilgili çalışmalar DSİ Barajlar ve HES Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Baraj Emniyeti Şube Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili diğer birimleri tarafından yapılmaktadır. Ayrıca DSİ’nin de katkı koyduğu proje ve inşaat elektromekanik tesisatlarına ait teknik denetimlerin yetkili firmalar tarafından yapılmasına ilişkin yönetmelik çalışmaları ile daha sağlıklı bir mekanizma kurulması ve hukuki bir tabana oturtulması hedeflenmektedir” diye konuşurken, bu hedef doğrultusunda DSİ’nin üzerine düşen bütün sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğunu söyledi.

Baraj Güvenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan TOSUN: “Su azizdir, toprak cömert”

Sempozyumun amacı baraj ve ilgili yapıların planlanması, tasarımı, inşaatı ve güvenliği gibi konularda ortaya konulan önemli bilgileri, deneyimleri ve yeni teknolojileri ülkemiz mühendisleriyle paylaşmak ve onların bu konudaki donanımlarına katkıda bulunmak olarak açıklayan Baraj Güvenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Tosun, organizasyon komitesinin sempozyumun daha anlamlı olması konusunda hassas davrandığını ifade etti.
2004 yılında bir grup akademisyen ve genç mühendis tarafından kurulan bir sivil toplum kuruluşu olan Baraj
Güvenliği Derneği’nin, kamu kurumlarını teknik yönde destekleyen ve ortak aklı kullanarak insanlarımızın refah seviyesinin yükseltilmesi için gayret sarf eden bir yapıda olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tosun, sempozyumun da bu düşüncenin ürünü olduğunu söyledi. Sempozyum kapsamında uzman öğretim üyeleri ile uygulamacı kuruluşların yetkililerinin bir araya getirilmesine özen gösterildiğini belirten Tosun, 520’nin üzerindeki katılımcısıyla sempozyumun baraj mühendisliğindeki gelişmelerin tartışılacağı önemli bir platform olduğuna dikkat çekti.
Canlı hayatın vazgeçilmez parçaları olan su ve toprak kaynaklarının etkili kullanımı için yapılan projelerin en önemli elemanlarından biri olan barajları, sulama, içme suyu, kullanma suyu temini, elektrik enerjisi üretimi ve atık depolama gibi amaçlarla değişik malzemelerden inşa edilen büyük boyutlu dayanma yapıları olarak tanımlayan Baraj Güvenliği Başkanı Tosun, “Bir başka ifadeyle barajlar sıradan mühendislik yapıları değildir. Toplumun temel ihtiyaçlarının karşılanması ve insanların hayat standartlarının yükseltilmesine yaptığı katkıların yanında canlı yaşam için bazı riskler taşımaktadır. Su ve toprak kaynaklarımızın gelecek kuşaklara bırakılması gerektiğinin bilinciyle çalışmak bizlerin temel görevlerinden biridir. Baraj inşa eden mühendisin bugünkü görev ve sorumlulukları değişmiş, zorlaşmıştır. Bugün bizlere düşen en önemli görev doğal çevreye uygun, sosyal ve kültürel değerleri koruyan ve uzun dönemli olarak fonksiyonel olan barajlar inşa etmektir. Özetle barajlar ülkemizin uzun dönemli stratejik planlarına uygun olmalıdır” diye konuştu.
“Su azizdir, toprak cömert. Yeter ki onları doğru kullanmayı bilelim” sözleri ile konuşmasını sürdüren Hasan Tosun, “Su problemlerinin çözümü suya, toprağa, insana ve özünde yaşama olan bir sevda ile mümkündür. Bu sevdayı bilmeyenler susuzluktan çatlayan toprak ile suyu kavuşturamaz, musluktan akan suyun önemini takdir edemezler. Bu sevdayı bilmeyenler Ilısu Barajı’nın temel atma merasimini düğün alayına çeviren al yazmalı genç kızların heyecanını anlayamazlar” diye konuştu.

Prof. Dr. Macit YAMAN: “Mühendislerin temel görevlerinden biri barajların yapı karakteristiklerine dayalı riskleri en aza indirmektir”
Ülkemizin oldukça karmaşık bir jeolojik yapıya ve yüksek bir sismik aktiviteye bağlı topraklar üzerinde kurulmuş olduğunu ifade eden Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Macit Yaman, “Ülkemizde sismik alanlar üzerinde çok sayıda baraj inşa edilmiş ve halen de inşa edilmeye devam edilmektedir. Yerleşim alanlarına yakın yerlerde inşa edilen büyük rezervuarlı barajlar mansaptaki canlı yaşam için bir risk taşımaktadır. Türk baraj mühendisliğinin temel görevlerinden biri baraj yerlerindeki sismik tehlike oranına ve yapı karakteristiklerinden doğabilecek riskleri toplam riski en düşük seviyeye indirmek, baraj
güvenliği ile alakalı koşulları yerine getirmek, konuyla ilgili önemli bilgileri paylaşmak ve teknolojik yeniliklerin transferini sağlamaktır. Deprem etkisiyle veya başka bir sebeple göçmüş yapılardan elde edilen bilgiler gelecekteki planlama için çok değerlidir” diye konuştu.
Kamu kurumu ve üniversite işbirliğinin güzel bir örneğini oluşturan bu ve bunun gibi sempozyumların yeni gelişmelere önayak olması temennisini dile getiren Yaman, sözlerini bütün katılımcılara teşekkür ederek tamamladı.

Baraj Güvenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Tosun’un katkılarından dolayı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. M. Hilmi Güler’e bir plaket takdim ettiği I. Ulusal Baraj Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi kapsamında, 2006 Yılı Baraj Bilim Ödülü, DSİ Genel Müdürü Haydar Koçaker tarafından İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu’na verildi. Daha sonra ödüle layık görülen Doktora ve Yüksek Lisans projeleri ile Baraj Güvenliği Hizmet ödüllerinin verildiği törende sempozyum bünyesinde yer alan serginin açılışı da gerçekleştirildi.