|
Barajların
Kalkınmadaki Rolü
Dünyada yeterli
miktarda tatlı potansiyeli bulunmasına rağmen suyun
mevsimlik ve bölgesel dağılımı çok büyük düzensizlik
göstermektedir. Dünyadaki ve ülkemizdeki nüfusun hızlı bir
şekilde artışına paralel olarak içme-kullanma suyu talebi,
sanayi ve zirai faaliyetlerdeki gelişim suya olan ihtiyacın
devamlı olarak artmasına sebep olmaktadır. Diğer tabii
kaynaklarda olduğu gibi tatlı su potansiyelinin sabit
olması, ekonomik bir değer olan su kaynaklarının
geliştirilmesine ve yönetimi ile ilgili çalışmalarda yeni
teknoloji ve yöntemlerin geliştirilmesini zorunlu
kılmaktadır. Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminde,
söz konusu gelişmelerin bir neticesi olarak ortaya çıkan
ekonomik, sosyo-kültürel kalkınma ve çevresel etkilerin göz
önünde bulundurulması hususu giderek önem kazanmaktadır.
Yeryüzündeki
mevcut su kaynakları Dünyadaki canlıların ihtiyacı için
yeterli olmasına karşılık bu kaynakların zamana ve mekana
bağlı olarak düzensiz bir dağılım göstermesi, su
sıkıntısının bazı bölgelerde sektörel bazda önemli boyutlara
ulaşmasına sebep olmaktadır.
Bunun yanında
Dünyadaki su kullanımındaki artış genel nüfus artışından
daha büyük olarak seyretmektedir. Dünyada hızlı bir şekilde
gelişen bu su talebinin karşılanması için yağışlı dönemlerde
suyun depolanarak düzenli ve sürekli bir şekilde hizmete
sunulması büyük önem arz etmektedir.
Suya olan
ihtiyacın talep edilen zamanda karşılanmasına yönelik olarak
geliştirilen ve akarsuların rejimini düzenlemeye yarayan
baraj projelerinin, uygarlığın gelişiminde önemli bir rol
üstlendiği, tarihteki gelişme süreci incelendiğinde açık
olarak görülmektedir.
Geçmişte büyük medeniyetlerin hep su kenarlarında kurulduğu
ve suyun kalkınmada önemli bir yer tuttuğu görülmektedir.
Barajlar eski
çağlardan beri taşkın koruma, su temini, sulama ve nehir
ulaşımı gibi maksatlara yönelik olarak inşa edilmiştir.
Suyun insan
hayatı ve medeniyetlerin gelişimi üzerindeki etkileri Dünya
genelinde çok iyi bilinmesine mukabil, bazı çevrelerce su
kaynaklarının değerlendirilmesine yönelik geliştirilen
projelerden beklenen ekonomik faydanın elde edilemediği ve
bunun yanında çevre, ekonomik ve sosyal yönden oluşan
kayıpların azaltılması için gereken tedbirlerin alınmadığı
iddia edilmediği ve bazı uluslar arası teşkilatlar
tarafından Dünyada gelişmekte olan ülkelerin su kaynakları
projelerini adeta engelleyen nitelikteki çalışmalar ve bu
muhtevada oluşturulmaya çalışılan lobi faaliyetleri
yürütülmektedir.
Barajlardan Elde
Edilen Faydalar
Genel
Barajlar,
insanlık tarihinin başlangıcından beri yaklaşık olarak 5000
yılıdır suyun fazla olduğu dönemlerde depolanması ve
düzensiz akarsuların akım rejimlerinin düzenlenerek, kurak
dönemlerdeki su ihtiyacının karşılanması maksadına hizmet
vermektedir.
Akarsuların
minimum verimlerinin çoğu zaman ihtiyaçların karşılanmasında
yetersiz kalması sebebiyle suyun depolanmasına ihtiyaç
duyulmasının yanında akarsuların taşkın zararlarının
önlenmesi için de diğer tedbirlerle birlikte depolama
tesislerinin inşası gerekmektedir. Diğer bir ifade ile
barajlar ile tabii hidrolojik rejim ve su ihtiyacı
dengelenmekte ve yağışlı dönemlerde biriktirilen suyun kurak
dönemlerde kullanımına sunulması sağlanmaktadır.
Geçtiğimiz
yüzyılda Dünyadaki pek çok baraj, vukuu muhtemel gözüken su
krizinin önlenmesine yönelik olarak geliştirilmiştir.
Barajlar,
içme-kullanma ve sanayi suyu temini, sulama, taşkın
kontrolü, hidroelektrik enerji üretimi, akarsu ulaşımı,
rekreasyon, kirlilik azaltılması, balıkçılık, yaban hayatı
koruma ve diğer çevresel maksatlara yönelik olarak oldukça
geniş kapsamlı kullanım alanına sahiptirler.
Birleşmiş
Milletler Komitesi’nce gerçekleştirilen çalışmalara göre
barajların yapılması, milyonlarca insanın hayat şartlarının
geliştirilmesinde büyük rol oynamıştır. Bunun yanında hızlı
nüfus artışı ve sanayileşmeye paralel olarak şehirleşmeye
paralel olarak şehirleşmedeki hızlı gelişim ve kırsal
kesimlerden olan göçler sebebiyle büyük şehirlere güvenilir
ve sürekli içme-kullanma suyu sağlanması baraj yapılmadan
mümkün görülmemektedir.
Barajların
Faydaları
ICOLD tarafından
yapılan sınıflandırmaya göre temelden yüksekliği 15 m’nin
üzerinde olan barajlar ile yüksekliği 5 ila 15 m arasında
olup rezervuar hacmi 3 milyon m3’den fazla
olan barajlar büyük baraj kategorisine girmektedir. Bu
sınıflandırmaya göre Dünyada 45 000 adet baraj
bulunmaktadır. Barajlar tek gayeli veya birden gayeye
hizmete etmek için planlanmaktadır. Dünyada inşa edilen
barajların % 48’i sulama, % 15’i içme suyu, % 20’si enerji
üretimi, % 8’i taşkın koruma, % 4’ü rekreasyon
gayesine hizmet vermektedir. Bunun yanında çok gayeli
barajlar toplam barajlar içinde % 30 gibi önemli bir oranı
teşkil etmektedir. Sulama maksatlı barajlar Dünyadaki
gıda üretimine % 12 ila % 16 gibi oldukça önemli oranda
katkıda bulunmaktadır. İnşa edilmiş barajlarda üretilen
hidroelektrik enerji ile Dünya toplam elektrik üretiminin %
19’u karşılanmış olacaktır.
Barajlarının
faydaları arasında aşağıdakiler sıralanabilir:
·
Genel anlamda
barajlar nehirlerin ulaşım için kullanılmasına imkan verir.
·
Barajlar balık
üretimi ve rekreasyon maksatlı göl oluşturur.
·
Barajlar sulama
suyu sağladığı için önemlidir.
·
Büyük depolamalı
barajlar suyu ve rüsubatı regüle eder. Mansaptaki ekosistem
ve biyolojik çeşitliliğe hizmet eder.
·
Bilindiği gibi
barajların ana maksatlarından biri hidroelektrik enerji
üretimidir. Temiz bir enerji olan hidroelektrik enerjinin
bütün yenilebilir enerji kaynakları içinde önemli bir yer
tutar.
·
Barajlar ucuz ve
temiz enerji sağlar, taşkından korur ve gıda üretimine katkı
sağlar. Büyük barajları geliştirmedeki mantık temiz enerji
üretmek ve daha gelişmiş su yönetimi sağlamaktır.
·
Dünya Bankası
raporuna göre, su kaynakları hayata geçirilmeseydi, Dünya
çok farklı bir konumda olur ve çok az insan yerleşimine
imkan sağlanırdı. Büyük havzalardaki insanların hayatları
kuraklık, taşkın ve açlık döngüsü içinde geçerdi.
Hidroelektrik Enerjinin Avantajları ve Barajların
Hidroelektrik Enerji Üretimindeki Rolü
Bilindiği
gibi modern toplumun fiziksel ihtiyaçları ve ekonomik
gelişimin sağlanması için enerji en önemli faktörlerden
biridir. Bu arada enerji ihtiyacı artarken elektrik enerjisi
talebi de hızla artmaktadır.
Son
zamanlarda elektrik enerjisinin talebinin üssel artışı yeni
problemler doğurmuştur. Ancak enerji üretimi için su
sağlanmasının çevreye ve iklime etkileri olmaktadır.
Bugüne
kadar dünya enerji piyasası tamamen fosil kaynaklı, ucuz
maliyetli ve yenilenemez enerjilere dayalıydı. Uluslararası
Enerji Ajansının Mart 1999 yılında yayınladığı rapora
göre dünyadaki hidroelektrik gelişim dünya enerjisinin
yaklaşık beşte birine tekabül etmektedir. Mart 1998’de
yapılan Uluslararası Su ve Sürdürelebilir Kalkınma
Konferansına göre toplam 2,1 milyon GWh elektrik
enerjisi üretiminin bugün için %20’si hidroelektrikten
sağlanmakta olup bu miktarda toplam dünya enerji üretiminin
%7’sine karşılık gelmektedir. En muhafazakar tahminle
dünyadaki toplam kullanılabilir hidroelektrik potansiyeli bu
miktarın altı katıdır.
Şu
anki dünyadaki temel enerji ihtiyaçlarının dörtte üçünü
karşılayan, sera etkisi ve küresel ısınmaya sebep olan ve
hızla azalan fosil kaynaklı enerjiler yerine atmosfere CO2
yaymayan yenilenebilir enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır.
Kısa ve orta vadede büyük ölçekli kullanıma müsait
yenilenebilir enerji kaynakları, güneş enerjisinin aynı
büyüklükte kullanımına imkan verecek yeni teknolojiler
gelişmeden önce, hidroelektrik kaynaklı olacaktır.
Geleneksel olarak elektrik değişik ölçekteki termal, nükleer
ve hidroelektrik seçeneklerinden sağlanır. Bu teknolojiler
(termal % 62, hidroelektrik % 20, nükleer % 17, diğerleri
% 1) hali hazırda küresel elektrik piyasasında hakimdir.
Jeotermal ve rüzgar enerjisinin birlikte üretilmesi gibi
kaynakların birlikte kullanılması uygulamaları az sayıda
olmasına rağmen küresel boyutta artmaktadır.
Hidroelektrik enerjisinin ana faydaları aşağıdaki gibi
sıralanabilir:
·
Hidroelektrik enerji ülke kaynaklarıyla üretildiği için
özellikle gelişmekte olan ülkelerin ithal edilmek zorunda
kalınan fosil kaynaklara bağımlığını azaltır.
·
Ayrıca, hidroenerji projelerinin göreceli olarak düşük bakım
masrafları termal santrallerin karmaşık bakım ve
işletmeleriyle kıyaslandığında ülkeler için daha cazip
olduğu gözükmektedir.
·
Su, elektrik enerji üretiminin temel parçası olmasına rağmen
tüketime yönelik değildir ve suyu kirlenmesine sebep olmaz.
Misal olarak termal ve nükleer santraller suyu tüketir ve
kirletir. Doğalgaz çevrim santrallerinde büyük miktarlarda
soğutma suyuna ihtiyaçları vardır. Alıcı ortama verilen bu
sular ekolojik dengeyi bozar.
·
Hidroelektrik enerji sürekli yenilenen hidrolojik çevrimin
akış kısmından elde edilir.
·
Dünyanın Büyük Barajlar Tartışması için hazırlanan bir
raporda Robert Goodland hidroelektrik enerjisinin (% 85
randıman) mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren (gaz
türbinlerinde % 50) diğer çoğu metottan daha verimli, daha
güvenli, yük değişimlerini karşılanmasında daha esnek ve
daha ekonomik olduğunu belirtmektedir.
·
Hidroelektrik santraller daha uzun bir ömre sahip olup daha
az bakım gerektirir. Bu santrallerdeki su akışı sırasında
herhangi bir su kaybı ve kirlenme olmamaktadır. Santral inşa
edildikten sonrada işletme ve bakım için daha az personele
ihtiyaç duyulmaktadır.
·
Bütün bu olumlu özelliklerle birlikte ülkenin değişik
yerlerine yapılacak hidroelektrik santraller, tek bir
noktaya yapılıp oradan ülkeye enerjiyi dağıtacak
alternatiflerine göre daha verimli bir iletim sağlar.
Sulama Suyu
Temini
Barajlar büyük
nehirler boyunca ilk büyük uygarlıkların oluştuğu MÖ.
3.yy’dan itibaren uygarlığın gelişmesine önemli bir rol
oynamıştır. WCD’nin (Dünya Barajlar Komisyonu) çalışmalarına
göre barajların yarısı sulama gayesine yönelik olarak inşa
edilmiştir. Dünya yüzeyinde sulanan 271 milyon ha’lık
sahanın yaklaşık % 30-40’ı barajlar sayesinde sulanmakta ve
dünyada inşa edilen 45 000 adet barajın % 50’si sulamaya
hizmet vermekte olup, dünyadaki gıda üretiminin % 12-16’sı
barajlar tarafından sulanmaktadır. Yaklaşık 1 milyar insanın
yiyecek ihtiyacı barajlar vasıtasıyla yapılan sulamalardan
karşılanmaktadır. Barajların sosyo ekonomik katkılarda
göz önünde bulundurulmalıdır. Barajlar sayesinde o bölgede
yaşayan insanların hayat standartlarındaki gelişme gözle
görülür oranlara çıkmaktadır. Gıda üretimi de Dünya ülkeleri
için çok önemli bir meseledir. Gıda üretimindeki artışın
çoğunluğunun gelişmekte olan ülkeler tarafından
gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Gıda üretimindeki artış,
sulama suyu tüketimine olan ihtiyacın % 15-20 oranında
artmasına ve buna paralel olarak su kullanımındaki
verimliliğin giderek önem kazanmasına sebep olacaktır.
Ayrıca bir önemli konu da su kıtlığıdır. Su kıtlığı halen
dünyadaki birçok ülkeyi etkilemekte olup, bu krizin
gelecekte artan nüfus ve ihtiyaçlar karşısında daha da
önemli boyutlara gelebileceği düşünülmektedir.
Barajların
Geliştirilmesinde Sosyal ve Çevresel Etkiler
Çevresel Etkiler
Barajların yapılmasının sosyal ve çevresel etkilerin önemi
son 20 yılda artmıştır. 1972 yılında Stocholm’de düzenlenen
İnsan Çevresi konulu Birleşmiş Milletler Konferansı’ nın
ardından Dünya Bankası 1977 yılında ilk defa baraj güvenliği
ile alakalı politikayı kabul etmiştir. 1980’lerde Dünya
Bankası baraj ve su kaynaklarının sosyal ve çevresel
etkilerinin belirlenmesinde politikalar ve yönetmelikler
geliştirilmiş, ÇED 1980’li yıllarda birçok ülke tarafından
kabul edilmesine rağmen ülkelerin çoğu ÇED Raporu
Kanunu’nu 1990’lı yıllarda onaylamıştır. 1992’de Brezilya’da
Rio de Janerio şehrinde düzenlenen “Dünya Zirvesi’nde bütün
ülkelerde ekonomik gelişim ve çevre arasında bir denge
kurulması gerektiği neticesine varılmış ve bunun neticesinde
“Biyoçeşitlilik Sözleşmesi” 177 ülke tarafından kabul
edilmiştir.
Nehir
havzalarında ekosistemin korunması, tabii hayatın
sürekliliğinin sağlanması açısından önem arz etmektedir.
Su kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olarak yapılan
planlama çalışmalarında seçeneklerin değerlendirilerek nehir
sisteminin tabii yapısı ve sağlıklı yaşamın asgari düzeyde
etkilenecek şekilde koruma-kullanma dengesi gözetilerek
optimum çözüme ulaşılması esastır. Çevresel Etki
Değerlendirilmesinin çalışmalarının esas maksadı proje
formülasyonları üzerinde çevre boyutunun da göz önünde
bulundurularak daha iyi karar verilmesinin sağlanmasıdır.
Projelerin geliştirilmesinde çevre etki
değerlendirilmelerinin planlama çalışmalarının başlangıç
aşamasında ele alınması gerekmektedir. Ayrıca projelerin
çevreye olabilecek olumsuz etkilerin minimuma indirilmesi
hedeflenmektedir. Türkiye’de 1988 yılında yürürlüğe giren
“Çevre Kanunu” ve “Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği”
gereğince su kirliliği meselelerinin önlenmesi ve elime
edilmesi yanında tabii kaynakların optimum bir şekilde
kullanımı ve korunması prensibi benimsenmekte olup, bu
bağlamda DSİ Genel Müdürlüğü’nce geliştirilen projeler
muhtevasındaki içme suyu rezervuarlarının gerekli tedbirlere
ilişkin oluşturulacak mutlak, kısa, orta ve uzun mesafeli
koruma alanlarında arazi kullanımı ve atıksuların deşarjına
yönelik kısıtlamalar belirlenmiştir.
Barajların insani yararlarının yanında bir de eko sistemler
üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. 1971 yılında İran’ın
Ramsar şehrinde imzalanan “Ramsar Sözleşmesi”nde yer alan
“sulak alan” tanımına göre barajlar da birer sulak alan
konumundadır. Bununla birlikte baraj gölü çevresinde tam bir
tabii hayatın oluşması uzun zaman alabilmektedir.
Ülkemizde
barajların sulak alan özelliğine en iyi numunelerinden biri
Amasya’da DSİ tarafından Tersaklan Nehri’nin sularını
depolamak maksadıyla dar bir vadide inşa edilen Yedikır
Barajı’dır.
Sosyal
Etkiler
Barajların inşası neticesinde toprakları su altında kalan ve
dolayısıyla geçim kaynaklarını kaybeden insanlara inşa
edilen barajlarda balıkçılıkla uğraşmalarına izin verilerek
yeni gelir kapısı açılmış olmaktadır. Ayrıca barajlar ve
rekreasyon maksatlı faaliyetlere izin verilmesi ve bu tür
faaliyetlerin desteklenmesi ile yöre halkının turizme ve su
sporlarına olan ilgisi arttırılmakta, böylece insanların
daha sağlıklı ve doğayla dost olmaları sağlanmaktadır.
Ülke
kalkınmasında önemli rolü olan baraj gibi projeler toprak
vb. taşınamaz varlıklara ihtiyaç gösterir ve bu da o
topraklara yerleşmiş bulunan insanların yeniden yerleşim
uzmanları tarafından hazırlanmış, yerinden taşınacak
insanların yaşam şartlarını göz önüne alan bir “Yeniden
Yerleşim Eylem Planı” bulunmadıkça yeniden yerleştirilecek
insanların fakirlikle karşı karşıya kalmaları söz konusu
olabilir.
Türkiye’de Geliştirilen Barajlar ve Faydaları
Bir
ülkenin elektrik enerjisi tüketimi o ülkenin
kalkınmışlığının bir göstergesidir. 2004 yılında Türkiye’de
kişi başına yıllık elektrik tüketimi 2 100 kWh
(kilovatsaat) iken, dünya ortalaması 2 500 kWh, gelişmiş
ülkelerde 8 900 kWh, Çin'de 827 kWh, ABD'de ise 12 322
kWh civarındadır. Ülkemizin ekonomik ve sosyal bakımdan
kalkınmasının sağlanması için endüstrileşme bir hedef
olduğuna göre bu endüstrinin ve diğer kullanıcı kesimlerin
ihtiyacı olan enerjinin, yerinde, zamanında ve güvenilir bir
şekilde karşılanması gerekmektedir.
Bir
ülkede, ülke sınırlarına veya denizlere kadar bütün tabii
akışların % 100 verimle değerlendirilebilmesi varsayımına
dayanılarak hesaplanan hidroelektrik potansiyel, o ülkenin
brüt teorik hidroelektrik potansiyelidir. Ancak mevcut
teknolojilerle bu potansiyelin tümünün kullanılması mümkün
olmadığından mevcut teknoloji ile değerlendirilebilecek
maksimum potansiyele teknik yapılabilir hidroelektrik
potansiyel denir. Öte yandan teknik yapılabilirliği olan her
tesis ekonomik yapılabilirliği olan tesis demek değildir.
Teknik potansiyelin, mevcut ve beklenen yerel ekonomik
şartlar içinde geliştirilebilecek bölümü ekonomik
yapılabilir hidroelektrik potansiyel olarak adlandırılır.
Türkiye’nin teorik hidroelektrik potansiyeli dünya teorik
potansiyelinin % 1’i, ekonomik potansiyeli ise Avrupa
ekonomik potansiyelinin % 16’sıdır.
Türkiye’de teorik hidroelektrik potansiyel 433 milyar kWh,
teknik olarak değerlendirilebilir potansiyel 216 milyar kWh,
teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilir potansiyel ise
127 milyar kWh olarak hesaplanmıştır. Avrupa Birliği’nin
yeşil enerji için uyguladığı vergi indirimleri ve destekleme
politikaları ekonomik olarak değerlendirilebilir
potansiyelin artmasını sağlayacaktır.
Günümüz
itibariyle Türkiye’de 135 adet hidroelektrik santral
işletmede bulunmaktadır. Bu santraller 12 631 MW’lık bir
kurulu güce ve toplam potansiyelin % 36’sına karşılık gelen
45 325 GWh’lık yıllık ortalama üretim kapasitesine sahiptir.
3 187 MW’lık bir kurulu güç ve toplam potansiyelin %
8’i olan 10 645 GWh’lık yıllık üretim kapasitesine sahip 41
hidroelektrik santral halen inşa halinde bulunmaktadır.
Geriye kalan 71 411 GWh/yıl’lık potansiyeli kullanabilmek
için ileride Türkiye’de 502 hidroelektrik santral yapılacak
ve toplam 36 260 MW’lık kurulu güçle hidroelektrik
santrallerin toplam sayısı 678’e varacaktır.
Hidroelektrik potansiyelin enerjiye dönüştürülmesi sürecinde
DSİ bu alanda oluşturulan 12 631 MW kurulu gücün 10 215
MW’ını (% 81) gerçekleştirerek bu alanda lider olduğunu
göstermiştir. Ülkemizde kapasite bakımından en büyük 25
HES’in 20 adedi DSİ tarafından inşa edilmiştir. Çeşitli
enerji kaynakları içerisinde hidroelektrik enerji
santralleri çevre dostu olmaları ve düşük potansiyel risk
taşımaları sebebiyle tercih edilmelidir. Bu tür santraller
ani talep değişimlerine cevap verebilmektedir. Bu sebeple
ülkemizde de pik santral olarak kullanılmaktadır.
Hidroelektrik Santraller;
·
Çevreyle Uyumlu,
·
Temiz,
·
Yenilenebilir,
·
Pik Talepleri Karşılayabilen,
·
Yüksek Verimli (% 90’ın Üzerinde),
·
Yakıt Gideri Olmayan,
·
Enerji Fiyatlarında Sigorta Rolü Üstlenen,
·
Uzun Ömürlü (200 Yıl),
·
Yatırımı Geri Ödeme Süresi Kısa (5-10 Yıl),
·
İşletme Gideri Çok Düşük (Yaklaşık 0,2 Cent/Kwh),
·
Dışa Bağımlı Olmayan
yerli bir
kaynaktır.

GAP
Projesi kapsamında bugün üretilen ve gelecekte üretilecek
olan hidroelektrik enerji miktarlarının ülkemiz potansiyel
üretimi olan 127,3 GWh içerindeki yeri aşağıdaki grafikte
görülmektedir. Görüldüğü gibi GAP projesinin hidroelektrik
enerji gelişiminde önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ülke
genelinde yaklaşık 45 300 GWh’lik hidroelektrik üretiminin %
45’i GAP kapsamındaki hidroelektrik santrallerden
sağlanmaktadır. GAP Projesi’nin kendi içindeki bu oran %
74’ü bulmaktadır.
Barajların elektrik üretimi dışında sulamaya da önemli
etkileri olmaktadır. DSİ Genel Müdürlüğü günümüze kadar
Türkiye’nin ekonomik olarak sulanması uygun olan 8,5 milyon
hektar tarım sahasının yaklaşık 1/3’ünü suya kavuşturmuştur.
2,8 milyon hektar olan bu alan ülkemizin toplam tarım
alanının (28 milyon ha) yaklaşık %10’nu teşkil etmektedir.
2005 yılı başı itibariyle ülkemizde sulanan toplam 4,9
milyon hektar alanın %57’sini teşkil eden 2,8 milyon
hektar DSİ projeleri marifeti ile sulanmakta iken, 2030
yılında DSİ tarafından sulama suyu sağlanan alanın 6,5
milyon hektara ulaşması ile bu oran %76’ya çıkacaktır.
Ekonomik
olarak sulanabilecek 8,5 milyon hektar tarım alanının halen
yaklaşık %58’inin sulanabildiği ülkemizde; beslenme
ihtiyacının karşılanması, sanayimizin ihtiyacı olan zirai
ürünlerin dengeli ve sürekli üretilebilmesi, tarım kesiminde
çalışan nüfusun işsizlik sorununun çözülmesi ve hayat
seviyesinin yükseltilmesi konusunda barajlar son derece
önemli bir yer tutmaktadır.
Not: DSİ Genel Müdürlüğü
tarafından hazırlanmıştır.
|