Barajların Kalkınmadaki Rolü

 

Dünyada yeterli miktarda tatlı potansiyeli bulunmasına rağmen suyun mevsimlik ve bölgesel dağılımı çok büyük düzensizlik göstermektedir. Dünyadaki ve ülkemizdeki nüfusun hızlı bir şekilde artışına paralel olarak içme-kullanma suyu talebi, sanayi ve zirai faaliyetlerdeki gelişim suya olan ihtiyacın devamlı olarak artmasına sebep olmaktadır. Diğer tabii kaynaklarda olduğu gibi tatlı su potansiyelinin sabit olması, ekonomik bir değer olan su kaynaklarının geliştirilmesine ve yönetimi ile ilgili çalışmalarda yeni teknoloji ve yöntemlerin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminde, söz konusu gelişmelerin bir neticesi olarak ortaya çıkan ekonomik, sosyo-kültürel kalkınma ve çevresel etkilerin göz önünde bulundurulması hususu giderek önem kazanmaktadır.

 

Yeryüzündeki mevcut su kaynakları Dünyadaki canlıların ihtiyacı için yeterli olmasına karşılık bu kaynakların zamana ve mekana bağlı olarak düzensiz bir dağılım göstermesi, su sıkıntısının bazı bölgelerde sektörel bazda önemli boyutlara ulaşmasına sebep olmaktadır.

 

Bunun yanında Dünyadaki su kullanımındaki artış genel nüfus artışından daha büyük olarak seyretmektedir. Dünyada hızlı bir şekilde gelişen bu su talebinin karşılanması için yağışlı dönemlerde suyun depolanarak düzenli ve sürekli bir şekilde hizmete sunulması büyük önem arz etmektedir.

 

Suya olan ihtiyacın talep edilen zamanda karşılanmasına yönelik olarak geliştirilen ve akarsuların rejimini düzenlemeye yarayan baraj projelerinin, uygarlığın gelişiminde önemli bir rol üstlendiği, tarihteki gelişme süreci incelendiğinde açık olarak görülmektedir. Geçmişte büyük medeniyetlerin hep su kenarlarında kurulduğu ve suyun kalkınmada önemli bir yer tuttuğu görülmektedir.

 

Barajlar eski çağlardan beri taşkın koruma, su temini, sulama ve nehir ulaşımı gibi maksatlara yönelik olarak inşa edilmiştir.

 

Suyun insan hayatı ve medeniyetlerin gelişimi üzerindeki etkileri Dünya genelinde çok iyi bilinmesine mukabil, bazı çevrelerce su kaynaklarının değerlendirilmesine yönelik geliştirilen projelerden beklenen ekonomik faydanın elde edilemediği ve bunun yanında çevre, ekonomik ve sosyal yönden oluşan kayıpların azaltılması için gereken tedbirlerin alınmadığı iddia edilmediği ve bazı uluslar arası teşkilatlar tarafından Dünyada gelişmekte olan ülkelerin su kaynakları projelerini adeta engelleyen nitelikteki çalışmalar ve bu muhtevada oluşturulmaya çalışılan lobi faaliyetleri yürütülmektedir.

 

Barajlardan Elde Edilen Faydalar

 

Genel

 

Barajlar, insanlık tarihinin başlangıcından beri yaklaşık olarak 5000 yılıdır suyun fazla olduğu dönemlerde depolanması ve düzensiz akarsuların akım rejimlerinin düzenlenerek, kurak dönemlerdeki su ihtiyacının karşılanması maksadına hizmet vermektedir.

 

Akarsuların minimum verimlerinin çoğu zaman ihtiyaçların karşılanmasında yetersiz kalması sebebiyle suyun depolanmasına ihtiyaç duyulmasının yanında akarsuların taşkın zararlarının önlenmesi için de diğer tedbirlerle birlikte depolama tesislerinin inşası gerekmektedir. Diğer bir ifade ile barajlar ile tabii hidrolojik rejim ve su ihtiyacı dengelenmekte ve yağışlı dönemlerde biriktirilen suyun kurak dönemlerde kullanımına sunulması sağlanmaktadır.

 

Geçtiğimiz yüzyılda Dünyadaki pek çok baraj, vukuu muhtemel gözüken su krizinin önlenmesine yönelik olarak geliştirilmiştir.

 

Barajlar, içme-kullanma ve sanayi suyu temini, sulama, taşkın kontrolü, hidroelektrik enerji üretimi, akarsu ulaşımı, rekreasyon, kirlilik azaltılması, balıkçılık, yaban hayatı koruma ve diğer çevresel maksatlara yönelik olarak oldukça geniş kapsamlı kullanım alanına sahiptirler.

 

Birleşmiş Milletler Komitesi’nce gerçekleştirilen çalışmalara göre barajların yapılması, milyonlarca insanın hayat şartlarının geliştirilmesinde büyük rol oynamıştır. Bunun yanında hızlı nüfus artışı ve sanayileşmeye paralel olarak şehirleşmeye paralel olarak şehirleşmedeki hızlı gelişim ve kırsal kesimlerden olan göçler sebebiyle büyük şehirlere güvenilir ve sürekli içme-kullanma suyu sağlanması baraj yapılmadan mümkün görülmemektedir.

 

 

Barajların Faydaları

 

 

ICOLD tarafından yapılan sınıflandırmaya göre temelden yüksekliği 15 m’nin üzerinde olan barajlar ile yüksekliği 5 ila 15 m arasında olup rezervuar hacmi     3 milyon m3’den fazla olan barajlar büyük baraj kategorisine girmektedir. Bu sınıflandırmaya göre Dünyada 45 000 adet baraj bulunmaktadır. Barajlar tek gayeli veya birden gayeye hizmete etmek için planlanmaktadır. Dünyada inşa edilen barajların % 48’i sulama, % 15’i içme suyu, % 20’si enerji üretimi,         % 8’i taşkın koruma, % 4’ü rekreasyon gayesine hizmet vermektedir. Bunun yanında çok gayeli barajlar toplam barajlar içinde % 30 gibi önemli bir oranı teşkil etmektedir. Sulama maksatlı barajlar Dünyadaki gıda üretimine % 12 ila % 16 gibi oldukça önemli oranda katkıda bulunmaktadır. İnşa edilmiş barajlarda üretilen hidroelektrik enerji ile Dünya toplam elektrik üretiminin % 19’u karşılanmış olacaktır.

 

Barajlarının faydaları arasında aşağıdakiler sıralanabilir:

 

·       Genel anlamda barajlar nehirlerin ulaşım için kullanılmasına imkan verir.

 

·       Barajlar balık üretimi ve rekreasyon maksatlı göl oluşturur.

 

·       Barajlar sulama suyu sağladığı için önemlidir.

 

·       Büyük depolamalı barajlar suyu ve rüsubatı regüle eder. Mansaptaki ekosistem ve biyolojik çeşitliliğe hizmet eder.

 

·       Bilindiği gibi barajların ana maksatlarından biri hidroelektrik enerji üretimidir. Temiz bir enerji olan hidroelektrik enerjinin bütün yenilebilir enerji kaynakları içinde önemli bir yer tutar.

 

·       Barajlar ucuz ve temiz enerji sağlar, taşkından korur ve gıda üretimine katkı sağlar. Büyük barajları geliştirmedeki mantık temiz enerji üretmek ve daha gelişmiş su yönetimi sağlamaktır.

 

·       Dünya Bankası raporuna göre, su kaynakları hayata geçirilmeseydi, Dünya çok farklı bir konumda olur ve çok az insan yerleşimine imkan sağlanırdı. Büyük havzalardaki insanların hayatları kuraklık, taşkın ve açlık döngüsü içinde geçerdi.

 

Hidroelektrik Enerjinin Avantajları ve Barajların Hidroelektrik Enerji Üretimindeki Rolü

 

Bilindiği gibi modern toplumun fiziksel ihtiyaçları ve ekonomik gelişimin sağlanması için enerji en önemli faktörlerden biridir. Bu arada enerji ihtiyacı artarken elektrik enerjisi talebi de hızla artmaktadır.

 

Son zamanlarda elektrik enerjisinin talebinin üssel artışı yeni problemler doğurmuştur. Ancak enerji üretimi için su sağlanmasının çevreye ve iklime etkileri olmaktadır.

 

Bugüne kadar dünya enerji piyasası tamamen fosil kaynaklı, ucuz maliyetli ve yenilenemez enerjilere dayalıydı. Uluslararası Enerji Ajansının Mart    1999 yılında yayınladığı rapora göre dünyadaki hidroelektrik gelişim dünya enerjisinin yaklaşık beşte birine tekabül etmektedir. Mart 1998’de yapılan Uluslararası Su ve Sürdürelebilir Kalkınma Konferansına göre toplam        2,1 milyon GWh elektrik enerjisi üretiminin bugün için %20’si hidroelektrikten sağlanmakta olup bu miktarda toplam dünya enerji üretiminin %7’sine karşılık gelmektedir. En muhafazakar tahminle dünyadaki toplam kullanılabilir hidroelektrik potansiyeli bu miktarın altı katıdır.

 

Şu anki dünyadaki temel enerji ihtiyaçlarının dörtte üçünü karşılayan, sera etkisi ve küresel ısınmaya sebep olan ve hızla azalan fosil kaynaklı enerjiler yerine atmosfere CO2 yaymayan yenilenebilir enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Kısa ve orta vadede büyük ölçekli kullanıma müsait yenilenebilir enerji kaynakları, güneş enerjisinin aynı büyüklükte kullanımına imkan verecek yeni teknolojiler gelişmeden önce, hidroelektrik kaynaklı olacaktır. Geleneksel olarak elektrik değişik ölçekteki termal, nükleer ve hidroelektrik seçeneklerinden sağlanır. Bu teknolojiler (termal    % 62, hidroelektrik % 20, nükleer % 17, diğerleri % 1) hali hazırda küresel elektrik piyasasında hakimdir. Jeotermal ve rüzgar enerjisinin birlikte üretilmesi gibi kaynakların birlikte kullanılması uygulamaları az sayıda olmasına rağmen küresel boyutta artmaktadır.

 

Hidroelektrik enerjisinin ana faydaları aşağıdaki gibi sıralanabilir:

 

·       Hidroelektrik enerji ülke kaynaklarıyla üretildiği için özellikle gelişmekte olan ülkelerin ithal edilmek zorunda kalınan fosil kaynaklara bağımlığını azaltır.

 

·       Ayrıca, hidroenerji projelerinin göreceli olarak düşük bakım masrafları termal santrallerin karmaşık bakım ve işletmeleriyle kıyaslandığında ülkeler için daha cazip olduğu gözükmektedir.

 

·       Su, elektrik enerji üretiminin temel parçası olmasına rağmen tüketime yönelik değildir ve suyu kirlenmesine sebep olmaz. Misal olarak termal ve nükleer santraller suyu tüketir ve kirletir. Doğalgaz çevrim santrallerinde büyük miktarlarda soğutma suyuna ihtiyaçları vardır. Alıcı ortama verilen bu sular ekolojik dengeyi bozar.

 

·       Hidroelektrik enerji sürekli yenilenen hidrolojik çevrimin akış kısmından elde edilir.

 

·       Dünyanın Büyük Barajlar Tartışması için hazırlanan bir raporda Robert Goodland hidroelektrik enerjisinin (% 85 randıman) mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren (gaz türbinlerinde % 50) diğer çoğu metottan daha verimli, daha güvenli, yük değişimlerini karşılanmasında daha esnek ve daha ekonomik olduğunu belirtmektedir.

 

·       Hidroelektrik santraller daha uzun bir ömre sahip olup daha az bakım gerektirir. Bu santrallerdeki su akışı sırasında herhangi bir su kaybı ve kirlenme olmamaktadır. Santral inşa edildikten sonrada işletme ve bakım için daha az personele ihtiyaç duyulmaktadır.

 

·       Bütün bu olumlu özelliklerle birlikte ülkenin değişik yerlerine yapılacak hidroelektrik santraller, tek bir noktaya yapılıp oradan ülkeye enerjiyi dağıtacak alternatiflerine göre daha verimli bir iletim sağlar.

 

 

Sulama Suyu Temini

 

Barajlar büyük nehirler boyunca ilk büyük uygarlıkların oluştuğu MÖ. 3.yy’dan itibaren uygarlığın gelişmesine önemli bir rol oynamıştır. WCD’nin (Dünya Barajlar Komisyonu) çalışmalarına göre barajların yarısı sulama gayesine yönelik olarak inşa edilmiştir.  Dünya yüzeyinde sulanan 271 milyon ha’lık sahanın yaklaşık % 30-40’ı barajlar sayesinde sulanmakta ve dünyada inşa edilen 45 000 adet barajın % 50’si sulamaya hizmet vermekte olup, dünyadaki gıda üretiminin % 12-16’sı barajlar tarafından sulanmaktadır. Yaklaşık 1 milyar insanın yiyecek ihtiyacı barajlar vasıtasıyla yapılan sulamalardan karşılanmaktadır. Barajların sosyo ekonomik katkılarda göz önünde bulundurulmalıdır. Barajlar sayesinde o bölgede yaşayan insanların hayat standartlarındaki gelişme gözle görülür oranlara çıkmaktadır. Gıda üretimi de Dünya ülkeleri için çok önemli bir meseledir. Gıda üretimindeki artışın çoğunluğunun gelişmekte olan ülkeler tarafından gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Gıda üretimindeki artış, sulama suyu tüketimine olan ihtiyacın % 15-20 oranında artmasına ve buna paralel olarak su kullanımındaki verimliliğin giderek önem kazanmasına sebep olacaktır. Ayrıca bir önemli konu da su kıtlığıdır. Su kıtlığı halen dünyadaki birçok ülkeyi etkilemekte olup, bu krizin gelecekte artan nüfus ve ihtiyaçlar karşısında daha da önemli boyutlara gelebileceği düşünülmektedir.

 

 

Barajların Geliştirilmesinde Sosyal ve Çevresel Etkiler

 

 

Çevresel Etkiler

 

Barajların yapılmasının sosyal ve çevresel etkilerin önemi son 20 yılda artmıştır.  1972 yılında Stocholm’de düzenlenen İnsan Çevresi konulu Birleşmiş Milletler Konferansı’ nın ardından Dünya Bankası 1977 yılında ilk defa baraj güvenliği ile alakalı politikayı kabul etmiştir. 1980’lerde Dünya Bankası baraj ve su kaynaklarının sosyal ve çevresel etkilerinin belirlenmesinde politikalar ve yönetmelikler geliştirilmiş, ÇED 1980’li yıllarda birçok ülke tarafından kabul edilmesine rağmen ülkelerin çoğu ÇED Raporu Kanunu’nu 1990’lı yıllarda onaylamıştır. 1992’de Brezilya’da Rio de Janerio şehrinde düzenlenen “Dünya Zirvesi’nde bütün ülkelerde ekonomik gelişim ve çevre arasında bir denge kurulması gerektiği neticesine varılmış ve bunun neticesinde “Biyoçeşitlilik Sözleşmesi” 177 ülke tarafından kabul edilmiştir.

 

Nehir havzalarında ekosistemin korunması, tabii hayatın sürekliliğinin sağlanması açısından önem arz etmektedir. Su kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olarak yapılan planlama çalışmalarında seçeneklerin değerlendirilerek nehir sisteminin tabii yapısı ve sağlıklı yaşamın asgari düzeyde etkilenecek şekilde koruma-kullanma dengesi gözetilerek optimum çözüme ulaşılması esastır. Çevresel Etki Değerlendirilmesinin çalışmalarının esas maksadı proje formülasyonları üzerinde çevre boyutunun da göz önünde bulundurularak daha iyi karar verilmesinin sağlanmasıdır. Projelerin geliştirilmesinde çevre etki değerlendirilmelerinin planlama çalışmalarının başlangıç aşamasında ele alınması gerekmektedir. Ayrıca projelerin çevreye olabilecek olumsuz etkilerin minimuma indirilmesi hedeflenmektedir. Türkiye’de 1988 yılında yürürlüğe giren “Çevre Kanunu” ve “Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği” gereğince su kirliliği meselelerinin önlenmesi ve elime edilmesi yanında tabii kaynakların optimum bir şekilde kullanımı ve korunması prensibi benimsenmekte olup, bu bağlamda DSİ Genel Müdürlüğü’nce geliştirilen projeler muhtevasındaki içme suyu rezervuarlarının gerekli tedbirlere ilişkin oluşturulacak mutlak, kısa, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında arazi kullanımı ve atıksuların deşarjına yönelik kısıtlamalar belirlenmiştir.

 

Barajların insani yararlarının yanında bir de eko sistemler üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. 1971 yılında İran’ın Ramsar şehrinde imzalanan “Ramsar Sözleşmesi”nde yer alan “sulak alan” tanımına göre barajlar da birer sulak alan konumundadır. Bununla birlikte baraj gölü çevresinde tam bir tabii hayatın oluşması uzun zaman alabilmektedir.

 

Ülkemizde barajların sulak alan özelliğine en iyi numunelerinden biri Amasya’da DSİ tarafından Tersaklan Nehri’nin sularını depolamak maksadıyla dar bir vadide inşa edilen Yedikır Barajı’dır.

 

Sosyal Etkiler

 

Barajların inşası neticesinde toprakları su altında kalan ve dolayısıyla geçim kaynaklarını kaybeden insanlara inşa edilen barajlarda balıkçılıkla uğraşmalarına izin verilerek yeni gelir kapısı açılmış olmaktadır. Ayrıca barajlar ve rekreasyon maksatlı faaliyetlere izin verilmesi ve bu tür faaliyetlerin desteklenmesi ile yöre halkının turizme ve su sporlarına olan ilgisi arttırılmakta, böylece insanların daha sağlıklı ve doğayla dost olmaları sağlanmaktadır.

 

Ülke kalkınmasında önemli rolü olan baraj gibi projeler toprak vb. taşınamaz varlıklara ihtiyaç gösterir ve bu da o topraklara yerleşmiş bulunan insanların yeniden yerleşim uzmanları tarafından hazırlanmış, yerinden taşınacak insanların yaşam şartlarını göz önüne alan bir “Yeniden Yerleşim Eylem Planı” bulunmadıkça yeniden yerleştirilecek insanların fakirlikle karşı karşıya kalmaları söz konusu olabilir.

 

Türkiye’de Geliştirilen Barajlar ve Faydaları

 

Bir ülkenin elektrik enerjisi tüketimi o ülkenin kalkınmışlığının bir göstergesidir. 2004 yılında Türkiye’de kişi başına yıllık elektrik tüketimi             2 100 kWh (kilovatsaat) iken, dünya ortalaması 2 500 kWh, gelişmiş ülkelerde    8 900 kWh,  Çin'de 827 kWh, ABD'de ise 12 322 kWh civarındadır. Ülkemizin ekonomik ve sosyal bakımdan kalkınmasının sağlanması için endüstrileşme bir hedef olduğuna göre bu endüstrinin ve diğer kullanıcı kesimlerin ihtiyacı olan enerjinin, yerinde, zamanında ve güvenilir bir şekilde karşılanması gerekmektedir.

 

 

Bir ülkede, ülke sınırlarına veya denizlere kadar bütün tabii akışların % 100 verimle değerlendirilebilmesi varsayımına dayanılarak hesaplanan hidroelektrik potansiyel, o ülkenin brüt teorik hidroelektrik potansiyelidir. Ancak mevcut teknolojilerle bu potansiyelin tümünün kullanılması mümkün olmadığından mevcut teknoloji ile değerlendirilebilecek maksimum potansiyele teknik yapılabilir hidroelektrik potansiyel denir. Öte yandan teknik yapılabilirliği olan her tesis ekonomik yapılabilirliği olan tesis demek değildir. Teknik potansiyelin, mevcut ve beklenen yerel ekonomik şartlar içinde geliştirilebilecek bölümü ekonomik yapılabilir hidroelektrik potansiyel olarak adlandırılır. Türkiye’nin teorik hidroelektrik potansiyeli dünya teorik potansiyelinin % 1’i, ekonomik potansiyeli ise Avrupa ekonomik potansiyelinin % 16’sıdır.

 

 

Türkiye’de teorik hidroelektrik potansiyel 433 milyar kWh, teknik olarak değerlendirilebilir potansiyel 216 milyar kWh, teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilir potansiyel ise 127 milyar kWh olarak hesaplanmıştır. Avrupa Birliği’nin yeşil enerji için uyguladığı vergi indirimleri ve destekleme politikaları ekonomik olarak değerlendirilebilir potansiyelin artmasını sağlayacaktır.

 

Günümüz itibariyle Türkiye’de 135 adet hidroelektrik santral işletmede bulunmaktadır. Bu santraller 12 631 MW’lık bir kurulu güce ve toplam potansiyelin % 36’sına karşılık gelen 45 325 GWh’lık yıllık ortalama üretim kapasitesine sahiptir. 3 187 MW’lık bir kurulu güç ve toplam potansiyelin         % 8’i olan 10 645 GWh’lık yıllık üretim kapasitesine sahip 41 hidroelektrik santral halen inşa halinde bulunmaktadır. Geriye kalan 71 411 GWh/yıl’lık potansiyeli kullanabilmek için ileride Türkiye’de 502 hidroelektrik santral yapılacak ve toplam 36 260 MW’lık kurulu güçle hidroelektrik santrallerin toplam sayısı 678’e varacaktır.

 

Hidroelektrik potansiyelin enerjiye dönüştürülmesi sürecinde DSİ bu alanda oluşturulan 12  631 MW kurulu gücün 10 215 MW’ını (% 81) gerçekleştirerek bu alanda lider olduğunu göstermiştir. Ülkemizde kapasite bakımından en büyük 25 HES’in 20 adedi DSİ tarafından inşa edilmiştir. Çeşitli enerji kaynakları içerisinde hidroelektrik enerji santralleri çevre dostu olmaları ve düşük potansiyel risk taşımaları sebebiyle tercih edilmelidir. Bu tür santraller ani talep değişimlerine cevap verebilmektedir. Bu sebeple ülkemizde de pik santral olarak kullanılmaktadır. Hidroelektrik Santraller;

 

·        Çevreyle Uyumlu,

·        Temiz,

·        Yenilenebilir,

·        Pik Talepleri Karşılayabilen,

·        Yüksek Verimli (% 90’ın Üzerinde),

·        Yakıt Gideri Olmayan,

·        Enerji Fiyatlarında Sigorta Rolü Üstlenen,

·        Uzun Ömürlü (200 Yıl),

·        Yatırımı Geri Ödeme Süresi Kısa (5-10 Yıl),

·        İşletme Gideri Çok Düşük (Yaklaşık    0,2 Cent/Kwh),

·        Dışa Bağımlı Olmayan

 

yerli bir kaynaktır.

 

GAP Projesi kapsamında bugün üretilen ve gelecekte üretilecek olan hidroelektrik enerji miktarlarının ülkemiz potansiyel üretimi olan 127,3 GWh içerindeki yeri aşağıdaki grafikte görülmektedir. Görüldüğü gibi GAP projesinin hidroelektrik enerji gelişiminde önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ülke genelinde yaklaşık 45 300 GWh’lik hidroelektrik üretiminin % 45’i GAP kapsamındaki hidroelektrik santrallerden sağlanmaktadır. GAP Projesi’nin kendi içindeki bu oran % 74’ü bulmaktadır.

 

Barajların elektrik üretimi dışında sulamaya da önemli etkileri olmaktadır. DSİ Genel Müdürlüğü günümüze kadar Türkiye’nin ekonomik olarak sulanması uygun olan 8,5 milyon hektar tarım sahasının yaklaşık 1/3’ünü suya kavuşturmuştur. 2,8 milyon hektar olan bu alan ülkemizin toplam tarım alanının (28 milyon ha) yaklaşık %10’nu teşkil etmektedir. 2005 yılı başı itibariyle ülkemizde sulanan toplam 4,9 milyon hektar alanın %57’sini teşkil eden         2,8 milyon hektar DSİ projeleri marifeti ile sulanmakta iken, 2030 yılında DSİ tarafından sulama suyu sağlanan alanın 6,5 milyon hektara ulaşması ile bu oran %76’ya çıkacaktır.

 

Ekonomik olarak sulanabilecek 8,5 milyon hektar tarım alanının halen yaklaşık %58’inin sulanabildiği ülkemizde; beslenme ihtiyacının karşılanması, sanayimizin ihtiyacı olan zirai ürünlerin dengeli ve sürekli üretilebilmesi, tarım kesiminde çalışan nüfusun işsizlik sorununun çözülmesi ve hayat seviyesinin yükseltilmesi konusunda barajlar son derece önemli bir yer tutmaktadır.

 

 

Not: DSİ Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır.