REZERVUARLARIMIZI KORUYALIM – Nisan 2006


Günümüzü boş geçirmemeye gayret ediyoruz. Geçen ay DPT’nin desteklediği Harran killerinin şişme potansiyeli ile ilgili bir proje kapsamında yerinde yapılacak deneysel çalışmalar için Şanlıurfa’ya gittik. Biraz yağışlı bir periyoda rast gelmiş olmasına rağmen, çalışmalarımızı yaptık, umut ediyorum, sınırlı alanda da olsa bölge için Türkiye’de ilk olacak bir projeyi tamamlamış olacağız.

Bölgedeki büyük barajları biliyoruz. Zaman zaman da tartışıyoruz. “Acaba ICOLD kriterine göre büyük baraj kategorisi için de kalıpta yüksekliği 60 m’den küçük orta ölçekli barajların durumu nedir ?” diye bir soruyla karşılaşırsak, karşımıza bölgede inşa edilmiş çok sayıda baraj çıkıyor. Bunlar arasında DSİ tarafından inşa edilmiş Hancağız ve Hacıhıdır ile özel statüde inşa ettirilmiş olan Karkamış ve Birecik barajları önemli yapılar olarak gözüküyor. Bu seyahatimiz sırasında Hacıhıdır hariç üç barajı yeniden görme fırsatını yakaladık. Bu barajlarla ilgili izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu barajlar içinde en eskisi Nizip ilçesi ve civarına hayat veren Hancağız barajıdır. Temelden yüksekliği 55 m olan bu baraj, 1988 yılında yapılmış ve 7330 ha alanın sulamasını gerçekleştiriyor. Rezervuar hacmi ise 100 milyon m3’dür. Bölgedeki sulamaları gezdikçe barajın ve rezervuarın bölge için ne kadar önemli olduğunu gözlemek mümkün olabiliyor. Daha işletme döneminin başı olmasına rağmen, rezervuar su seviyesinin oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Barajın membasında (üst havza) küçük bir alan ağaçlandırılırken, mansap bölgesinde önemli bir ağaçlandırma yapılmış. Neden buna ihtiyaç duyuldu, anlamak mümkün değil. Her ne kadar eksik bir uygulama yapılmış olsa bile, bu barajdaki ağaçlandırma randımanın çok yüksek olduğunu belirtmem gerekiyor.

Suriye sınırına çok yakın inşa edilen ve 1999 tarihinde hizmete alınan Karkamış barajı ise kompozit tipte tasarlanmış ve temelden yüksekliği 40.0 m’dir. Barajda 189 MW kurulu güç ile yılda 652 kWh enerji üretiliyor. Bu baraj rezervuarından desteklenen sulama tesisi yok. Göl alanının büyük bir bölümünün sazlık olduğunu, bir başka ifade ile rezervuar su seviyesinin oldukça yüzeye yakın olduğunu belirtmem gerekiyor. Aynen Suriye’nin Fırat üzerinde inşa ettiği problemli barajı gibi.

Atatürk barajının mansabında ve Karkamış barajının membasında yer alan Birecik barajı da kompozit tipte (kaya dolgu-beton gövdeden oluşan) inşa edilmiş bulunuyor. 2000 yılında hizmete alınan bu barajın temelden yüksekliği 63.5 m ve barajda 672 MW kurulu güç ile yılda ortalama 2.5 milyar kWh elektrik enerjisi üretiliyor. Rezervuar hacmi 1.2 milyar m3 olan bu barajdan 92700 ha alanın sulaması yapılıyor. Baraj rezervuarı morfolojik olarak daha hızlı bir sediment dolum oranına sahip olduğu görülüyor. Alınan önlemlerin yetersiz olduğu söylenebilir. Atatürk barajından bu barajlara çok uygun su tahsisinin yapılabiliyor olması ve bölgede hızla artan nüfusun içme ve sulama suyu ihtiyacı için uzun vadeli olarak kullanılacak olması, rezervuarların önemini artırıyor.

Bölgede Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı (eski Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü) tarafından yapılmış çok sayıda gölet var (ICOLD kriterlerine göre büyük baraj). Ayrıca 2005 yılında hizmete alınan Seve ve Kayacık barajları da, bölgenin önemli yapıları arasında yer alıyor. Bu barajların bazılarını görme fırsatımız oldu. Ancak her birinin çok farklı ve önemli problemleri var. Zamanla bu yapılar hakkında görüşlerimizi beyan edeceğiz. Barajlarımız nicel boyutları ile birlikte nitelikleri itibariyle de bizi tatmin etmesi gerekir. Bir başka ifade ile, tek başına barajı yapmış ve büyük rezervuarı oluşturmuş olmak yeterli değildir. Bu yapılarımızın uzun dönemli olarak fonksiyonel olması gerekir. Ama ne yazık ki su tutmayan veya başka nedenlerle fonksiyonel olmayan yapılarımız da var. Özetle ifade etmek gerekirse, su ve toprak kaynaklarımızı doğru kullanmamız gerekiyor. Belki gelişmiş ülkelerle en önemli farkımız budur.

İlgili su ve toprak yapılarımızı bizden sonra gelecek nesillere hizmet verecek şekilde planlanması, tasarlanması ve inşası gerekiyor. İşletme safhasında da aynı hassasiyeti göstermek gerekiyor. Bölgemizde ve özellikle ilerde su sıkıntısı çekmesi mutlak gibi gözüken bazı Orta Doğu ülkelerinin bize yakın bu bölgemizde suyun zerresine ihtiyacımızın olduğunu bilelim.

İlgili yapılarımıza iyi mühendislik hizmeti verelim, kaynaklarımızı düzgün koruyalım ve planlanandan çok daha uzun süreler, bu yapıları halkımızın hizmetinde tutalım.

BGD bunun takipçisi olacaktır.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Hasan TOSUN
BGD Başkanı