|
»
Değerli meslektaşlarım,
Geçen ay ki yazımda ABD
ve Kanada’ya gittiğimi ve orada bazı
teknik konularda inceleme yapma
fırsatını bulduğumu ifade etmiştim.
Yine o geziden edindiklerimi sizlerle
paylaşmak istiyorum. Ancak bu kez konu
su ve toprak kaynakları değil, ulaşım.
New York şehrinin ulaşımda dünü ve
bugünü.
Bundan yaklaşık 23-24
yıl önce genç bir mühendisken ABD’ye
gitmiştim. Meşakkatli bir yolculuktan
sonra New York’un JFK havaalanına
indik. Uzun bir beklemeden sonra
otobüsle şehirdeki terminale ve oradan
da otele ulaştık. Otelde ise çok ciddi
bir uyarıyla karşılaşmıştım. Oteldeki
resepsiyon memuru “lütfen değerli
eşyalarınızı bu kutuya koyun. Akşam
saat 6.00’dan sonrada sokağa çıkmayın”
demişti. Tüm bunlar beni şoke etmişti.
Ertesi gün Birleşmiş
Milletler (BM) merkezine gidecektim.
Buraya giderken gördüğüm yüksek binalar
arasındaki dar yollar ve yoğun trafik
beni hayretler içinde bırakmıştı. BM’de
çalışanlar, şehrin çok kalabalık
olduğunu, şehre çok yakın bir banlüye de
yaşadıkları halde saatler harcadıklarını
anlatmışlardı. Bu nedenle de şehirdeki
mesai saatlerinin sabit olmadığını kimi
yerde mesainin 8.00’de, kimi yerde de
saat 10’da başladığını söylemişlerdi.
Bazı özel sektör kurumlarının da gece
çalışmayı tercih ettiklerini
anlatmışlardı. Sokakta olabilecek gasp
olayları için beni uyarmışlar, yanımda
nakit değil adıma yazılmış çekle
dolaşmamı önemle belirtmişlerdi. Tüm
bunlardan rahatsız olmuştum. Bu
şehirden nasıl kurtulabileceğimi
düşündüm. Birkaç gün sonra işim bitti.
Artık kurs göreceğim eyalete gidecektim.
Ancak geldiğim havaalanına değil bir
başka havaalanına gitmem gerekiyordu.
Çünkü iç hatlar için bu havaalanı tahsis
edilmişti.
Geçen aylarda gittiğim
ABD’de ise bağlantı yerim yine New
York’tu. Hatta uçak biletini alırken,
New York’a uğramadan nasıl gidebileceği
araştırdım. Ancak olmadı. İçime bir
sıkıntı basmıştı. Atatürk havaalanından
direkt bir tarifeyle New York’a uçtuk.
Pasaport kontrolünden sonra,
gördüklerimden hayretler içinde kaldım.
Bizim İstanbul’daki dış hatlar terminali
gibi 9 ayrı terminal inşa etmişler ve bu
terminaller arasındaki bağlantıyı da
“air train”
olarak ifade ettikleri hızlı trenle
çözmüşlerdi. Geçen yıl hizmete
alındığını söylediler. Yüksek hızlı bu
tren bütünüyle viyadükler üzerine inşa
edilmişti. Terminaller arasında bir ring
sistemi oluşturmuşlar ve her iki
dakikada bir her durağa bir tren
geliyordu. Ayrıca bu hızlı tren iki
noktadan şehirdeki metro sistemine
bağlanıyordu. Şehire gitmek isteyen 5 $
ödüyor, metro sistemine dahil oluyordu
ve metro için de 2 $ ödüyordu. Yani
havaalanına gelen bir yolcu yaygın bir
metro sistemi ile şehrin hemen hemen her
noktasına 7 $ ile ulaşabiliyordu.
Halbuki ben ilk gelişimde aynı ulaşım
için bu değerin yaklaşık 5-6 katı para
ödemiştim. Daha da önemlisi otobüs sizi
terminalde bırakıyor ve siz
eşyalarınızla birlikte New York’un
merkezinde kendinize has çözümlerle
gideceğiniz yere ulaşmaya
çalışıyordunuz. Halbuki bu sistemde
havaalanından şehir merkezine ulaşmak
için 20-25 dakika yeterliydi.
Tüm bunları havaalanına
hemen inince gözlemiştim. Ancak aynı
gün bir kongre için başka bir şehire
gideceğimden, inceleme fırsatım olmadı.
Gittiğim yerde on gün kaldım ve boş
vaktimde bu gelişmeyi nasıl
inceleyebileceği düşündüm. Nihayet New
York’a döndüğümde de detaylı inceleme
fırsatı buldum. Defalarca hızlı trene
bindim ve bu tren bağlantısını
kullanarak metro ile şehre ulaştım.
Şehir yine kalabalıktı. Görüştüğüm
yetkililer, eskiye göre şehir trafiğinin
çok daha düzgün ve daha güvenli olduğunu
ifade ettiler. Ancak hala bazı
bölgelerin tehlike arz ettiğini de
belirttiler.
Değerli meslektaşlarım,
Bu incelemeye asıl
olacak şekilde bazı resimler çektim.
Bunları sizlerle paylaşıyorum. Benim
orada bulunduğum dönemde yeni bir
terminal binası inşa ediyorlardı. Büyük
açıklıklı yapılar için gevşek kum zemin
üzerinde inşa edilen münferit temellere
ait
uygulamaları da görüntüledim. Bu
projenin müdürü ile görüştüm. Önce
çekindiler, sonra detaylı olarak projeyi
anlattılar.
Kentleşme ile ilgili
çektiğim
resimlerin çok daha anlam ifade
ettiğini düşünüyorum. Ticaret merkezi
ile yaşam merkezlerini ayırmışlar. Yaşam
merkezleri yatay yapılanmaya açık.
Ticaret merkezi ise alabildiğine yüksek
yapılardan oluşuyor. Sanayi tesisleri
ise çevreye çok iyi şekilde entegre
olmuş. 17 milyon nüfusa sahip bir
metropolde, gelişirken kentleşme
esaslarına nasıl uyulduğunun
kanıtlarıdır, bu resimler.
Bağışlayın ! Şehir
merkezindeki bir alt yapı inşaatından
alınmış bir
resim ile bulutların üzerinden
çekilmiş bir resmi de buraya koymadan
edemedim.
Değerli baraj
çalışanları,
New York’taki
gelişmeleri sizlere anlattım. Özellikle
ulaşımla ilgili çözümün bundan akılcı
olması beklenemezdi. New York’u çok
fazla sevebileceğimi düşünmüyorum, ama
bu şehrin problemlerini çözen
bürokratları, teknokratları ve mahalli
idarecileri çok sevdim diyebilirim.
Aklın yolu bir, bir de teknolojik
gelişmeleri kullanabilsek. İşte o zaman
mükemmel çözümler ortaya çıkıyor.
Birazda espri ile
takılalım: New York’u yeni yüzü ile
keşfettim. New York’a gitmek isteyenler,
halk tipi çözümleri görmeyi veya
kullanmayı tercih edeceklerse, lütfen
bana uğrasın.
En derin saygılarımla.
Prof. Dr. Hasan TOSUN
BGD Başkanı
|